Spor Dünyasında Eril İletişim

Spor Dünyasında Eril İletişim

 

 Sporun birleştirici gücüyle adil, statüleri eşitleyen bir olma, bütünleşme düşüncesiyle iyilik, eşitlik, saygı gibi kavramların yetişkin bilinciyle ilerlemesi noktasında neden takılıyoruz sorusu bu yazının temel problemini oluşturuyor aslında. Bu noktada şuna değinme gereği duyuyorum hemen. Sporun fiziksel bir aktivite olması, erkek etkinliği olarak toplumsal açıdan kabullenilmiştir. Animustan gelen kolektif hafızanın etkisiyle disiplinize edilmesi zor ve efor gerektiren bir yapı olması algımızda erkek gücü ile bütünleşmektedir. Kadın ve erkek arasındaki biyolojik benzersizlikler spor alanında farklılığı tekrara düşen bir kabulle öne çıkarmaktadır. Güç, hareket, performans, başarı, hırs, heyecan, enerji her demde eril alanı vurgulamaktadır. Bu durum ise kaçınılmaz şekilde sporda eril söylemi karşılıklı olarak beslemektedir.

Burada kavranılması ve özümsenmesi gereken nokta; yüzyıllardır süregelen fiziksel gücün öne çıktığı alanlarda ve durumlarda coğrafi, etnik, kültürel özün tek başına hiçbir etkisi yoktur sadece besleyici kaynaklardır. Bu eril imgeleme sadece ülkemizde değil bütün dünyada böyledir.

Eril söylemin bu kadar geniş alan tutmasında medya baş roldedir. Özellikle sporu futbola indirgeyerek taraftarların kadın bedeni üzerinden yaptıkları hakaretleri manşetlere taşımaları, üretilen marşların fazla erkeksi olması ve teknolojik gücün etkisiyle her daim telefonlarımıza, ekranlara, bilgisayarlarımıza servis edilmesi, erkek sporcu sayısının yoğun olması ve spor alanında erkek hegemonyası üretilen dilin de erkeksi, eril olmasına yol açmaktadır.

Spor dünyasında her ne kadar eril söylem, erkeksi tavır olmadığı vurgulansa da antrenörlerin, koçların atletik performansı artırmak için saldırgan, hırslı, şiddetli tepkileri kolaylaştırmak için savaşçı, cinsiyetçi bir dil kullandığı araştırmalarca kanıtlanmıştır. Zaten bu dilin sporun yer aldığı alan itibariyle kullanılmaması mümkün değil ama bu durumun aşırıya kaçması büyük oranda söylemin artmasına neden olmaktadır.

Sportif erkekliğin düzlemi üzerine taraftarların kadın bedeni üzerinden ürettiği hakaretler, karşı takımı kızdırmak adına yazılan marşların cinsiyetçi tutumları, antrenörlerin, yöneticilerin kazanma hırsı uğruna sporcuların kadın erkek fark etmeksizin animusuna, erilliğine vurdukları kamçı medyanın bunların hepsini kullanarak haber servis etmeleri izleyicilerin, taraftarların, içindeki şiddeti, öfkeyi, hipnotik dil ile ifadesi kamuoyunda yadsınamaz şekilde kabul sağlamıştır.

Güç gösterileri olursa kendini var etme çabası erilliğe karşı koyamaz ve bunu her alanda besler ve her yere taşır.

Bazı futbol maçlarında cezalandırılan takımların taraftarlarının sadece kadın ve çocuklardan oluşması da bir nevi bu söylemin kabul edildiğinin göstergesidir. Takım ruhunu okşayan aşırı öfkeli, heyecanlı sporcuları hırsa, yenme güdüsüne yönlendiren bir erkek baskısı yok. Bilinçaltında aslında senin erilliğini aldım diyerek dişilliği vurgular bu da yine kadınların üzerinden bir düşünce üretir. Evet, ortam daha naiftir, daha incedir, maç sunucusu bile üslubunu değiştirmiştir. Fakat ceza uygulamasındaki hipnoz bilinçaltında başka şekilde yer etmektedir. “Adamsın” “İşte bu topa erkek gibi vurdun” “Haydi Aslanım” gibi bir dilin sürekli üretildiğini düşünün. Bu söylemin kaynağı tam olarak burasıdır. Cinsiyetçilik.

Cinsiyet farklılıkları, cinsiyet rolleri, bu sistem nihayetinde ataerkilliğe evrilmiştir. Bütün alanlarda kendini gösteren bu duruma sporda dâhil olmuş sınırlı kalmamış kültürel bir hal almış, sürdürülmüş, çoğaltılmıştır. Eril söylemin gelişmesini perçinlenmesinin nedeni, sporun sosyalleşme alanında ulvi bir kimlik giymesi, reellikten tam olarak ayrılamaması ve statik bir kurum olarak görülmesidir.

Peki, biz bu durumda hangi soruları sormalıyız? Neden sporda daha fazla kadın bulunmuyor? Burada kadınların spordan dışlandığını söylememiz mümkün değildir. Ama eril söylemin ve erkeksiliğin etkisinin çok olduğunu söyleyebiliriz. Belki doğru soru şu olabilir bu noktada; Hangi spor dalları ve ne tarz tutumlar kadınların spordan fiziksel ve ideolojik olarak dışarıda kalmasına neden oluyor? Son 20 yıla baktığımızda kadın sporcu varlığını gösteriyor. Sadece artan söylemin etkisiyle hem taraftar, hem izleyici hem de sporcuların tam katılımlarını etkileyen psikolojik faktörlerin çok iyi analiz edilmesi gerekiyor.

Yani aslında yok sayamayacağımız şey spor küresinde üretilen dil ile toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri bu söylemle doğallaştırılıyor ve normalleştiriliyor. Peki, kadın sporcular ne yaptılar? Ya da kadın izleyiciler, kadın taraftarlar… Bu cinsiyetçi söylem karşısında zorunluluktan kendi spor kültürünü ve kurallarını oluşturdular. Onların da kullandığı dil tahmin edebileceğiniz gibi eril oldu. Var olmak adına yok sayamadıklarını içselleştirip sadece biraz daha görünmez sundular.

Burada yapılması gerekenlerden biri aslında bu gerçeğin var olduğunu bilmek ve cinsiyetçi kavramların kullanımlarından her alanda imtina etmektir. Rol terminolojisinden uzak, cinsel rollerin ya da cinsel kimliklerin spor alanında öne çıkmaması spor dünyasında sporcunun ve izleyicisinin daha rahat edeceği bir alan sağlayacaktır. Burada bahsettiğim cinsiyetsizleştirmek, cinsiyetlerin yok sayılması değildir aksine nötrleştirilmesidir. Anlam yüklemeden uzak kalmak beden üzerinden üretilen eril söylemin gelişmesine keskin bir set oluşturmaktır.

Kimler Neler Demiş?

avatar